19 Nisan 2008 Cumartesi

Peygamberimiz ve Oğlu İbrahim

Peygamberimiz ve Oğlu İbrahim
Sevgili çocuklar, Hazreti Enes’in bu kez acı bir hatırasını dinleyeceğiz kendisinden. Bakın neler anlatıyor:
“Çocuklarına karşı Hazreti Peygamber’den daha şefkatli olan hiç kimse görmedim. Oğlu İbrahim dünyaya geldiğinde, Peygamberimiz çok sevinmiş ve kendisine bu müjdeyi getiren kişiye büyük bir ödül vermişti. İbrahim’in doğum haberini de etrafındakilere şöyle müjdelemişti: “Bu akşam benim bir oğlum dünyaya geldi. Ona Peygamber babamız İbrahim’in ismini verdim.”
O zamanlar çocukları daha iyi beslensinler, gürbüz olsunlar diye sütanneye vermek bir gelenekmiş sevgili çocuklar. Peygamberimiz de oğlu İbrahim’i, Ümmü Seyfe denilen bir sütanneye vermiş. Şimdi yine Enes’i dinlemeye devam edelim.
“Medine’nin kenar mahallesinde oturan bu sütannenin kocası demircilik yapmaktaydı. Sık sık Peygamberimizle birlikte oraya giderdik. Varınca duman dolu evlerine girerdik. Peygamberimiz, oğlu İbrahim’i kucaklayarak öper ve bağrına basardı. Sonra birlikte geri dönerdik.”
Günlerden bir gün, Hazreti Enes, Peygamberimizle birlikte yine Medine’nin bu kenar mahallesine gitmişler. Bu ziyaret, yine Peygamberimizin oğlu İbrahim içinmiş… Gerisini Hazreti Enes’den dinleyelim:
“Sütannenin kocası demirci Ebu Seyfe’nin evine varınca, ben hemen koşarak: “Ebu Seyfe! Ebu Seyfe! Bak Peygamberimiz geliyor. Şu işine biraz ara ver de, Peygamberimiz rahatsız olmasın,” dedim.
Böylece, Peygamberimizin dumandan rahatsız olmasına engel olabileceğimi düşünmüştüm… Sonra içeri girdik.Peygamberimiz, küçük İbrahim’i kucağına aldı. Öptü, bağrına bastı… Bir de ne göreyim? Bebek İbrahim can çekişiyor… Belli ki, çok hastaydı… O anda Peygamberimizin yüzüne baktım. Gözleri yaşla dolmuş, ağlıyordu…”
Pekiyi, hiç aklınıza geldi mi, acaba küçük İbrahim’e bundan sonra ne olmuş?... Evet sevgili çocuklar, üzülerek söyleyelim ki, İbrahim henüz küçücük bir bebek iken ölmüş… Bu olay, biricik yavrusunu kaybeden Peygamberimizi ve Onun değerli arkadaşlarını son derece üzmüş. Devamını yine Enes’den dinliyoruz :
“Peygamberimiz, oğlu İbrahim’in son anlarında onu kucağına bir kez daha alıp bağrına bastı. Kokladı ve öptü. Bu arada babalık şefkatiyle gözleri yine yaşlarla doldu. Peygamberimizin ağladığını gören yanındakiler hem üzülmüş, hem de şaşırmışlardı. Acaba Peygamber de ağlar mıydı?... İçlerinden biri dayanamayarak sordu: “Siz de mi ağlıyorsunuz Ey Allah’ın Resulu?...”
- Peygamberiz de: “Evet, dedi. Ben de bir babayım. Bu ağlayışım şefkat ve merhamettendir. Gözümüz ağlar, kalbimiz mahzun olur. Fakat biz, Allah’ın hoşnut olmayacağı şeyleri söylemeyiz. O’na isyan etmeyiz.” Sonra İbrahim’e dönerek şöyle dedi: “Ahh İbrahim!... Senden ayrılışımız bizi ne çok üzdü bir bilsen…”
Bu olaydan, Peygamberimizin çok şefkatli bir baba olduğunu anlıyoruz. Ayrıca, böyle bir durumla karşılaşan insanın Allah’a isyan etmemesi gerektiğini de yine Ondan öğreniyoruz.
Sevgili Peygamberimiz, İbrahim’in ardından ise teselli dolu ifadelerle şunları söylemiş: “Oğlum İbrahim, henüz daha süt emme çağında iken öldü, ama Allah ona cennette iki sütanne verdi. Oğlumu şimdi onlar emziriyorlar.”
Sevgili çocuklar… İslâm inancına göre ölüm, bir yok olma değil, yeni ve sonsuz bir hayata başlangıcın kapısıdır. Bu kapıdan geçtikten sonra, güzel ve yararlı davranış sahipleri, türlü türlü nimetlerin bulunduğu cennette ağırlanırlar.
Fakat, çeşitli kötülükleri işleyenler ve Allah’ın biz insanlara yasakladığı davranışlarda bulunanlar ise, cezalarını çekmek üzere cehenneme gönderilirler.
Ancak İbrahim gibi henüz daha bebek iken ölen çocuklar, günahsız oldukları için doğrudan cennete giderler ve ahirette, anne babaları için şefaat etme hakkına kavuşurlar.

Peygamberimiz ve Küçük Yetim Kız

Peygamberimiz ve Küçük Yetim Kız
Aydınlık şehir, nurlu belde Medine’de bir bayram sabahı… “Rahmet Peygamberi” tebrik için evleri dolaşıyormuş… Herkes sevinç içindeymiş. Mutluluk duygusu insanların yüzlerinde tebessüme dönüşüyormuş… En çok sevinenler de herhalde çocuklarmış…
Bayramlık elbiseleriyle sevinçle oraya buraya koşturup duruyorlarmış… Ümmetinin sevincini paylaşan Peygamberimizin gözüne birden uzak bir köşede boynunu bükmüş bir kız çocuğu takılmış…
Elbisesi yamalı, ayakkabısı yırtıkmış… Yanına yaklaştığında, avuçlarıyla yüzünü kapatıp ağladığını görmüş… Peygamberimiz onu bu halde görünce hemen yanına gidip, tatlı ve şefkatli sesiyle sormuş: “Yavrucuğum! Bu bayram gününde niçin ağlıyorsun?”
Çocuk içini çekmiş… Başını kaldırmadan ve soruyu soranın kim olduğuna bakmadan konuşmaya başlamış: “Babamı hatırladım, bu yüzden ağlıyorum… Geçen bayram bizimleydi, şimdiyse yok artık… Son savaşta Peygamberimizle birlikte gitti. Onunla yan yana dövüştü ve sonunda şehit oldu. İnsan böyle yetim kalınca elbette ağlar…”
Bunları duyan sevgili Peygamberimizin yüreği sızlamış. Küçük kızın başını okşayarak şöyle demiş: “Sil gözünün yaşını yavrucuğum. Kaldır başını, bak sana ne diyeceğim… İster misin, senin baban ben olayım? Fatıma, ablan, Ayşe de annen olsun… Bu teklifime ne dersin?...”
Bu sözleri duyunca çocuk şaşırıp kalmış… Demek ki dert yandığı, içini döktüğü kişi sevgili Peygamberimizmiş… Sadece evet demek için başını hafifçe sallayabilmiş…
Peygamberimizin evine beraberce giderken, artık sevinçle yürüyormuş bu küçük yetim kız … Tuttuğu ipek yumuşaklığındaki elden, sanki ılık ılık mutluluk akıyormuş kalbine…
Eve vardıklarında, ev halkı da çok sevmiş bu küçük yetim kızı… Elini yüzünü yıkayıp, saçlarını taramışlar. Güzel elbiseler giydirmişler, karnını doyurmuşlar. Bayram harçlığı vermişler, sonrada oynasın diye sokağa salıvermişler…
Çocuklar, bu güzel elbiseli, yüzü ışıl ışıl parlayan çocuğa imrenmişler. Bazıları dayanamıyarak sormuş: “Ne oldu sana, neden bu kadar sevinçlisin?” Küçük kız, elbiselerini ve harçlığını göstererek cevap vermiş:
- Benim de bir babam var artık ! Hem öyle bir baba ki, dünyada bulunmaz eşi… Böyle babası olan kim sevinmez ki?... Hem yüreği şefkat dolu Ayşe annem var benim… Saçlarımı tarayan, elbisemi giydiren bir de Fatıma ablam… İşte bu yüzden çok sevinçliyim… Dünyalar kadar mutluyum…
Sevgili çocuklar, imrenilecek kadar varmış değil mi? Kim bilir ne kadar sevinmiş, ne kadar mutlu olmuştur bu küçük kız… Kendisine kucak açan sevgili Peygamberimiz bakın ümmetine de neyi tavsiye ediyor: “Kim çocuklarını bayram günü giyindirip süslerse, Allah da onu kıyamet günü öylece süsler.”

Peygamberimiz ve Küçük Hizmetçi Kız

Peygamberimiz ve Küçük Hizmetçi Kız
Sevgili Peygamberimizin ilgisi ve şefkatiyle, gönlü neşeyle dolan, sevinç tebessümleriyle yüzünde güller açan daha pek çok çocuk varmış… Şimdi anlatacağımız olay ise yine çok anlamlı ve çok güzel bir hatıra…
Peygamber Efendimiz, ihtiyaç sahibi insanlara yardım elini uzatır, hiçbir kimseyi eli baş çevirmezmiş… Günlerden bir gün, yanında on dirhem parası olduğu halde çarşıya çıkmış. Çarşıda kendisi için dört dirheme bir gömlek almış. Gömleği üzerine giyinerek dışarı çıkmış. Kısa bir süre sonra, yoksul birisi gelerek şöyle bir ricada bulunmuş:
- Ey Allah’ın Resulü! Bana bir gömlek giydir. İnşallah, Allah Teâlâ da Sana cennet elbisesi giydirir…”Peygamberimiz derhal gömleği çıkarıp ona giydirmiş… Sonra geri dönerek, dört dirheme bir gömlek daha satın almış… Geriye sadece iki dirhemi kalmış…
Yolda yürürken, ağlayan bir kız çocuğuna rastlamış. “Niçin ağlıyorsun?,” diye sormuş. Çocuk ağlayarak cevap vermiş: “Efendim ! Ben hizmetçi bir kızım. Ev sahibim bana, un almam için iki dirhem vermişti, fakat parayı kaybettim…”
Sevgili Peygamberimiz, geri kalan iki dirhemi hemen ona uzatmış. Kızın yanından uzaklaşmış. Fakat kızın ağlaması devam ediyormuş. Bu kez Peygamberimiz geri dönerek yine sormuş: “Yavrucuğum istediğin iki dirhem değil miydi? Hâlâ niçin ağlıyorsun?” Kız: “Yine de parayı kaybettiğim için bana kızmalarından korkuyorum” demiş.
Bunun üzerine sevgili Peygamberimiz, kızı yanına alarak, beraberce evlerinin önüne kadar gelmiş. Kapıya geldiklerinde : “Esselâmü aleyküm,” diyerek selam vermiş. Evdekiler Peygamberimizin tatlı sesini hemen tanımışlar. Ancak cevap vermemişler. Peygamberimiz ikinci kez yine: “Esselâmü aleyküm,” diyerek selam vermiş. Ev halkı yine susmuş, cevap vermemişler.
Bunun üzerini Peygamberimiz üçüncü kez : “Esselâmü aleyküm,” diyerek selam vermiş. Bu defa evdekiler hep birden kapıya çıkarak sevinçli bir şekilde karşılık vermişler: “Ve aleyküm selâm…”
Peygamberimiz hemen sormuş : “Verdiğim birinci selamı duymadınız mı?...” “Evet ! Ancak, bize verdiğiniz selamları artırmanızı ve sesinizi daha fazla duymayı istediğimiz için böyle yaptık,” karşılığını vermişler.
Hemen Peygamberimizi içeriye buyur ederek, hatırını sormuşlar ve : “Hayırdır Ey Allah’ın Resûlü! Burayı ziyaret sebebiniz nedir acaba?” demişler. Peygamberimizde olanları aktarmış ve : “Bu hizmetçi kız parayı kaybettiği için belki ona kızarsınız endişesiyle geldim,” diye eklemiş.
Bunun üzerine ev sahibi: “Canımız yoluna feda olsun Ey Allah’ın Resûlü!... Mâdem ki bu kız, sizin bize gelmenize vesile oldu. Ben de şuanda onu, Allah rızası için serbest bırakıyorum. Artık dilediği gibi hareket edebilir, müjdesini vermiş…”
Peygamberimiz, bu güzel haberi aldıktan sonra mutlu ve neşeli bir şekilde oradan ayrılmış. Yürürken de şunları söylüyormuş :
“Allah şu on dirhemi ne çok bereketlendirdi. Bana bir gömlek nasip etti. Bir başkasına bir gömlek aldırdı. Sonunda da bir hizmetçi kıza iyilikte bulundurdu. Sonsuz şükürler olsun. Doğrusu Allah sınırsız kudretiyle bizi hep böyle rızıklandırıyor.”
İşte böyle sevgili çocuklar… Peygamber Efendimiz biraz önce de söylediğimiz gibi kimseden ilgisini, yardımını esirgemezmiş. Hele karşısındaki bir çocuk olursa, onun sıkıntısını halletmeden içi rahat etmezmiş…

Peygamberimiz ve Çocuklara İkramları

Peygamberimiz ve Çocuklara İkramları
Peygamber Efendimiz, yanındakilere sık sık şu öğütte bulunurmuş: “Çocuklarınıza iyilikte bulunun, onlara hediye verin ve onları güzel bir şekilde terbiye edin.”
Kendisi de bütün çocuklara karşı son derece cömert davranır, onlara çeşitli hediyeler verirmiş. Bir defasında, Habeşistan Kralı Necâşi’nin hediye olarak gönderdiği değerli bir altın yüzüğü, Ümâme adındaki kız torununa hediye etmiş. Ümâme de bunu çok değerli bir hatıra olarak saklamış…
Rübeyyi isimli bir kız çocuğuna ise Bahreyn Kralı’nın gönderdiği hediyelerden bir avuç dolusu alıp; “ Yavrucuğum, şunlarda senin olsun” diyerek hediye etmiş…
Saib isimli diğer bir çocuğun anlattığına göre, Peygamberimizi birkaç arkadaşıyla birlikte ziyarete gitmişler… Bu sırada Peygamberimiz hurma yiyormuş. Onları görünce, her birine bir avuç hurma vererek başlarını okşamış, çocuklarda bundan çok memnun olmuşlar…
Zaman zaman sahabiler, çocuklarını Peygamber Efendimize getirerek onlar için dua etmesini arzu ederlermiş. Sevgili Peygamberimiz de onların bu isteklerini yerine getirirmiş. Ayrıca, o günün küçükleri, geleceğinse büyükleri olacak çocuklar için hayır dualarda bulunurmuş. İşte birkaç örnek:
Abdullah isimli sahabinin kızı olan Cemre, konuyla ilgili hatırasını şöyle anlatıyor bizlere: “Babam beni Peygamber Efendimize götürdü ve: “Ey Allah’ın Resulü! Şu kızım için Allah’a bereketle duada bulunur musunuz,” dedi. Peygamberimiz de beni kucağına oturttu, elini başıma koydu ve benim için duada bulundu.
Yusuf isimli sahabi de, Peygamberimizle ilk karşılaşmasını hatırından hiçbir zaman çıkarmadığı taze bir anı olarak saklamış ve şöyle anlatmıştır: “Peygamberimiz önce bana Yusuf ismini verdi. Sonra kucağına oturttu ve başımı okşadı.”
Halid isimli sahabinin kızı Ümmü Halid ise hatırasını şöyle anlatmıştır: “Ben çocukken, üzerimde sarı bir elbisem olduğu halde babamla birlikte Peygamberimizin yanına gitmiştik. Peygamber Efendimiz elbise için : “Ne güzel, ne güzel…” dedi.
Ben bu esnada Onun omuzları arasında bulunan Peygamberlik mührünü gördüm ve onunla oynamaya koyuldum. Babam durumu fark edince beni bundan alıkoymak istedi.
Ancak Peygamberimiz: “Bırak çocuğu oynasın,” dedi… Sonra da bana dönerek üç defa : “Elbisen üzerinde eskisin e mi?” diyerek hem latife, hem de dua etmiş oldu…”

Peygamberimiz ve Atındaki Çocuklar

Peygamberimiz ve Atındaki Çocuklar
Peygamberimiz, sevgisini çocuklara belli etmek için zaman zaman onları atının veya bindiği devenin üzerine alırmış. Peygamberimizle birlikte her hangi bir bineğe binmek, çocuklar için ayrı bir neşe ve övünç kaynağı olurmuş.
Bu şerefe ulaşan pek çok çocuk, yıllar sonra bunu hoş bir hatıra olarak anlatagelmiştir. İşte bu şanslı çocuklardan biri olan Cafer’in oğlu Abdullah’ı dinleyelim:
“Peygamberimiz herhangi bir seferden dönünce, bizler onu şehrin dışında karşılardık. Yanımda ya Hasan ya da Hüseyin olurdu. O da birimizi önüne, birimizi de arkasına alarak Medine’ye kadar getirirdi. Bazen Peygamberimiz, atına üç çocuğu birden alırdı.
Bir defasında keşke beni ve arkadaşlarımı bir görseydiniz! Biz beraberce oynuyorduk. Derken, Peygamberimiz yanımıza uğradı ve “Bana şunu kaldırın” diyerek beni önüne aldı. Sonra da Kusam adlı arkadaşımı işaret ederek “Şunu kaldırın” dedi, onu da arkasına aldı, sonra da bize dua etti.”

Okçu Enes

Okçu Enes
Sevgili çocuklar, biliyor musunuz? Hazreti Enes, aynı zamanda iyi bir okçuymuş… O, ok atmaya küçük yaştan itibaren meraklıymış. Bu merakı sayesinde de kısa sürede başarılı bir okçu oluvermiş. Hatta sonraki yıllarda, okçuluk sanatını yakınlarına da öğretmiş. Ancak ne zaman bir yarışma yapsalar, her defasında Hazreti Enes birinci olurmuş.
Enes delikanlılık çağında iken, bir gün birkaç arkadaşıyla birlikte kırlara çıkmışlar. Birden karşılarına kocaman bir yaban tavşanı çıkmasın mı?... Hemen peşine düşmüşler. Ama nafile … Tavşanı yakalamak kolay mı? Fakat Enes tavşanın peşini bırakmamış ve fırsatını bulduğu bir anda okuyla nişan alıp tavşanı avlamış…
Hz. Enes tavşanı babası Ebu Talha’ya getirmiş. Ebu Talha da bu kocaman tavşanı pişirerek ona ve arkadaşlarına bir ziyafet çekmiş… Tabii ki bu arada Enes, tavşanın bir budunu pişirip sevgili Peygamberimize götürmeyi de unutmamış…

Müslüman Olan Yahudi Çocuk

Müslüman Olan Yahudi Çocuk
Sevgili Peygamberimiz, Müslüman olsun-olmasın, bütün çocuklara ilgi gösterirmiş. O, Medine’de yaşayan bütün çocuklara hep şefkat ve merhametle davranırmış. Bakın, Hazreti Enes ne anlatıyor :
“Peygamberimize bazı zamanlarda hizmette bulunan bir Yahudi çocuk hastalanmıştı. Birlikte, geçmiş olsun dileğinde bulunmak için onu ziyarete gittik.
Peygamberimiz çocuğun başucunda oturdu ve ona Müslüman olmasını tavsiye etti. Çocuk yanı başındaki babasının yüzüne bakınca, babası : “Peygamber’e itaat et” dedi. Çocuk da hemen Müslüman oldu. Evden büyük bir sevinçle ayrılan Peygamberimizin dilinden şu dualar dökülüyordu: “Benim vasıtam ile bir kişiyi cehennemden kurtaran Ey Rabbim! Sana hamd ü senâlar olsun…”
Evet sevgili çocuklar… İşte Peygamber Efendimiz böyleydi… Bir kişinin Allah’a iman ederek kurtuluşa ermesi, Onu son derece sevindirir, mutlu ederdi…